17 Temmuz 2014 Perşembe
"Beni söylenmemiş bir sevgide boğabilirsin"
Sen beni yaşatabilirsin, diye geçirdim içimden.
Başı, gene, evet, dedi.
Ama yaşatmak istemiyorsun çünkü sen
Başı, evet, ben?.. dedi.
Sevildiğini bilmek istersin.
Evet.
Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş bir sevgide
boğabilirsin.
Evet.
Çünkü...
Çünkü?..
Bilemiyorum. Galiba... Korkuyorsun.
Evet.
Oyunu kestim. Tatsızlaşıyordu.
Kesmedi o.
Bekliyorum, dedi, evet...
Vazgeç, dedim başımla. Başkan öksürdü. Kıpırdamıştım. Dondum.
Bilge Karasu
Göçmüş Kediler Bahçesi
Syf-157
Metis Yayınları
8 Temmuz 2014 Salı
"Özlem, eksik tanımanın bir sonucudur."
Birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri halde, âdetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu? Aralarında bir huzursuzluk, hastalık derecesinde bir merak, tanışmak ve fikir alışverişi ihtiyacının tatmin edilmemiş, yapay bir şekilde bastırılmış olmasından doğan bir isteri, özellikle bir tür gergin bir dikkat havası eser. Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever, yüceltir; özlem, eksik tanımanın bir sonucudur.
Thomas Mann
Venedik'te Ölüm
Syf- 72
Can Yayınları
5 Temmuz 2014 Cumartesi
"Bilmiyorsun; öğrenmemişsin ki"
47.
Yaşamda en önemli erdemin,
vermek olduğunu göreceksin-
ama, hep, yıllar boyu,
boyuna aldıktan sonra...
O kadar çok almış olacaksın ki,
vermeyi öğrenmen neredeyse olanaksız
hâle gelmiş olacak.
Oysa, bir kez başka türlü bakabilseydin yaşama;
bir kez, kendini farklı bir biçimde görebilseydin,
ne kadar kolay olabilirdi vermeyi öğrenmen...
Hem de, biliyordun, öğrenmiştin:
"Herkese kendininkini nasıl verebileyim ki!
Bu bana yeter: herkese, kendiminkini veririm"...
- Bilmiyorsun; öğrenmemişsin ki...(*)
71.
Yaşamda yapabileceklerin, zaten, yapabildiklerin
olacak - ama yapabildiklerin, yapabileceklerinden
daha az olabilecek : ıskalayabileceksin - bundan da
korkma, kaçınma; zaten, yapabileceklerini
yapabildiklerinden ayrı, bağımsız olarak
saptayabilseydin, ‘herşeye kâdir’ olurdun!
yapabileceklerine boşver - yapabildiklerini yap!(**)
Oruç Aruoba
de ki işte
syf - 78* - 98**
Metis Yayınları
26 Haziran 2014 Perşembe
Çok değil ki
Yüreğimde büyüttüğüm gül güneşe çıkamaz
Yüreğim o gülü büyütmezse ışıyamaz.
Günüm seninle başlasın istemiştim
Çok değil ki…
Bir içten gülüşünle ışısın gecem
Uzun suskunlukların dilsiziydim
Sesin aksın istemiştim dupduru
Dağ suları gibi serin
Yüreğimin ölü topraklarına.
Kirpiklerin gölgelesin yüzümü
Gözlerin ömrümün göğü olsun
Demiştim, çok değil ki.
Bir uzun yürüyüş düşlemiştim
Avuçlarının ince çizgilerinde
Öperek ürkek gülümsemeni usulca.
Dünya tepeden tırnağa sen
Buğulansın istemiştim ılık nefesinle
İçimin buzlu camları.
Rüzgârda titreyen dallar misali
-Bilsen unutmuşum nicedir-
Ürpersin tüylerim tel tel her değdikçe
Savrulan saçların solgun tenime.
Çok değil ki, kırılsın acının ayazı
Mutsuzluk dinsin biraz demiştim.
Bir uzun güz geçmişti bin uzun hüzün
Sevgi denilen o ilkyazın üzerinden
Yaşamak eski sevincini çoktan yitirmişti.
Düşsün istemiştim yüzünün sabahından
Ömrümün akşamına bir düş inceliğinde
Öpüşün, dudağında çiçeklenen çiy taneleri.
Çok değil ki, çok değil ki diz çöküp
Göğsünün köpüren pınarlarından
İçeyim istemiştim hayatın can suyunu
Ağzının pembe ufuklarında soluklanarak.
Bir dem barışık olsun can ile ten demiştim
Bir dem iliklerimde duyayım yaşamayı
Uyumun mutluluğunu sende bularak.
1984
Şükrü Erbaş
Bütün Şiirleri - 1
Syf- 82-83
Kırmızıkedi Yayınevi
21 Haziran 2014 Cumartesi
Rüya ve Siyaset
Hayal, ipleri elden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, o ipin ucu sizin elinizden bir kaçtı mı, hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz, ama bir başkası yaşıyor.(1)
Siyaset, her ferdin inancına ödediği bedeldir. Siyaset içinde insan, inancı ve davranışı arasında uyum sağlama şansına kavuşur. Düşünce namusu tabiri ile ifade edilen, söylediğinin yaptığı ile tutarlı olması hali, inanç sahibi siyaset adamı açısından daha çok yüksek bir seviyede önem kazanır. Mü'min siyaset adamı yürüttüğü siyasi tutumla ikiyüzlülüğün ve münafıklığın saf dışı edilmesi yolundaki gayretini fiilen gösterir.Bunu rüya sahibi olduğu nisbette yapar.(2)
Eğer siyasi mücahede içindeki mü’minler topluluğunda, görevi gereği komuta mevkiinde olanla, o komutu yerine getirecek olan arasında mücadele şuuru bakımından bir farklılık varsa, diyelim ki komuta etmenin daha yüksek kalitede bir siyaset olduğu kanaati doğmuşsa inanç hareketini dünyevî endişelerin istilâ etmesine müsait bir gedik açılmış demektir. İşte bu, rüya noksanlığındandır.(3)
İnsanlar, hayal aracılığı ile kendi hayatlarına girmiş olan kuvvetleri tanrılaştırıyor; sonra onları tecessüm ettiriyorlar, nihayet onlara tapıyorlar.(4)
İnsanlar artık aya, güneşe,Lât ve Menât putuna tapmıyor ama devlet adamlarına, piyasaya, makinalara, teşkilatlara, teorilere tapıyorlar.Yeni putları mukaddes kılabilmek için kitaplı dinleri terkediyorlar.(5)
Devlet adamlarına tapınma çok eski bir putperestlik biçimi olduğu halde, günümüze kadar çok tesirli bir biçimde uzanmıştır. Firavun’a, Roma İmparatoru’na, Duçe’ye, Führer’e, Şef’e, Parti Genel Sekreterine tapmak hem de bunu açık ve kaideleri belli tapınma biçimleriyle yerine getirmek 20. yüzyılın bariz putperestliğidir ve daima ateizmle birlikte görülmüştür. Ancak bu tür bir putperestlik çok kaba bir mahiyet arzettiği için onunla mücadele kolaydır. Çünkü putun gücü somut olarak ortadadır, güçsüzlüğü de aynı somutlukla gösterilebilir. (6)
İsmet Özel
Üç Mesele
Syf- 29(1)- 32 (2-3)-33(4-5)-34(6)
Şûle Yayınları
9 Mayıs 2014 Cuma
Fyodor Dostoyevski
Kasım 11
İlk olarak 1821 yılında Moskova'da doğdu.
1849 yılının sonlarında bir kez daha St Petersbug'da doğdu.
Dostoyevski sekiz aydan beri tutukluydu ve kurşuna dizilmeyi bekliyordu. İlk başlarda aman hiçbir şey olmasın diye arzuluyordu. Bir süre sonra ne olacaksa olması gereken zamanda olsun demeye başladı. En sonundaysa ne olacaksa bir an önce olsun deme noktasına geldi, zira beklemek ölümden daha beterdi.
O ve diğer mahkumlar zincirlerini Neva Nehri kıyısındaki Semenovsk Meydanı'na kadar sürükledikleri sabaha kadar böyle hissettiler.
Ve ilk komutla birlikte nişancılar kurbanlarının gözlerini bağladılar.
İkinci komutta, silahların dolduruluşunun klik-klak sesi duyuldu.
Üçüncü komutta, Nişan Al, yakarışlar, iniltiler ve bir hıçkırık işitildi ve ardından sessizlik.
Ve sessizlik.
Ve daha uzun sesizlik, ta ki asla bitmeyecekmiş gibi gelen bu sessizlikte, bütün Rusların çarının yüce bir hareketle onları affettiği haberi duyulana kadar.
Eduardo Galeano
Ve Günler Yürümeye Başladı
Syf- 351
Sel Yayıncılık
14 Nisan 2014 Pazartesi
Nazan Bekiroğlu'nun duası
Rabbim! Derin kederler, güceniklikler, sitemler, küskünlükler, kırgınlıklar, cürümlerim kadar büyük acılar içinde geliyorum. Baştanbaşa hatayım ben de. İyi de benim içindir kötü de. Şeytan da benim dilimden konuşur melek de. Habil de benim kabil de.İsyanım yoktur Sen şahitsin, hâşâ, ama küstahlığımı, gafletimi, heveslerimi affet. Kapından çevirme geri. Silme kayıtlarından, beni de hesaplarına dâhil et. Bana da "Kulumi" de, beni de defterine kaydet.
Bana da nasip et. Gidecek yerim yok. Benim de yolumu açık et.
Nazan Bekiroğlu
Mimoza Sürgünü
Syf-215
Timaş Yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






