15 Ekim 2015 Perşembe

Yüreğin üstüne düşen çiy!

           
   

         Tüm bu yıllar süresince, bulanık bir biçimde, bir şeyin eksikliğini duyuyordum. İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer. Güzellikten ve ona bağlı olan hazsal mutluluktan vazgeçiş, mutsuzlukta karar kılma, bir büyüklük ister, o büyüklük de bende yok. Ama, ne de olsa, dışlamaya zorlayan hiçbir şey gerçek değildir. Yalıtlanan güzellik sonunda suratını buruşturur,  yalnız adalet sonunda ezer. Birini dışlayarak bir başkasına yararlı olmak isteyen kişinin hiç kimseye, hatta kendine bile yararı dokunmaz, sonuçta, adaletsizliğe iki kez destek vermiş olur. Bir gün gelir, hep kasılmak yüzünden, hiçbir şey hayranlık uyandırmaz olur, her şey bellidir, yaşam hep yeniden başlamakla geçer. Sürgün zamanıdır artık, kurumuş yaşamın, ölü tinlerin zamanıdır. Yeniden yaşamak için, bir lütuf, kendini unutmak ya da bir yurt gerekir. Kimi sabahlar, bir sokağın dönemecinde, yüreğin üstüne çok hoş bir çiy düşer, sonra buharlaşıverir. Ama serinliği kalır ve yürek hep onu ister.



Albert Camus
Yaz
Syf.-72
Can Yayınları

7 Ekim 2015 Çarşamba

"Her insan tabiata benzer"




          Her insanın hüviyetinde iki benlik vardır. Her insan ikiyüzlüdür. Hodbin, hasbidir, ister ve verir; doğru ve yalan söyler; aldanır ve aldatır; zulüm yapar ve merhamet eder; kendini ve etrafını düşünür, infiradi ve içtimaidir; her insan iyi ve fenadır. Her insan tabiata benzer: Güneş ve bulut, yağmur ve hararet, gül ve diken, bülbül ve baykuş, fırtına ve sükun, gülistan ve bataklık, iniş ve yokuş, tepe ve yayla, kuzu ve kurt, boğa ve karınca, namütenahi tezatlar ondadır. İnsanın topraktan yaratıldığı doğru tesbit: Biz tabiata çok benziyoruz. Ruhlarımız, tabiatın ruhu gibi iki büyük tezatla örülür: iyi ve fena, güzel ve çirkin, doğru ve eğri.


Peyami Safa
Mahşer
Syf.-261
Ötüken Neşriyat

29 Eylül 2015 Salı

Hız ve Yavaşlık


             Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. (*)

            Hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Bu denklemden değişik doğal sonuçlar çıkartabiliriz, örneğin şu: Çağımız hız iblisine teslim ediyor kendini ve bu nedenle kendisini kolayca unutuyor. Oysa bu savı tersine çevirip şöyle söylemeyi yeğliyorum: Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bıkmıştır; kendinden tiksinmektedir; belleğin küçük titrek alevini söndürmek istemektedir.(**)



Milan Kundera
Yavaşlık
Syf.- 36(*), 102(**)
Can Yayınları

23 Eylül 2015 Çarşamba

Hiç yorulmadan mı ölellim?





Biraz aklınız karışacak galiba efendimiz. Bilmem ki. Karışsın Olric. Bugüne kadar boş bir kâğıt gibi temiz kaldı. İyi koruduk uzun süre. Biraz da zorlansın. Saflığını kaybetsin biraz. Aklımız, maceradan korkmasın biraz. Ne demek biraz? Hiç korkmasın. Hiç yorulmadan mı ölelim istiyorsun? Sonra, Oblomov gibi erken ölürüz. İyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum. Uğraştı da beceremedi desinler. Biraz heyecanlanıyorum; bilmediğim, görmediğim hayallerin baskısını hissediyorum efendimiz. Sizin için korkuyorum. Belki, çok önceden hazırlığa girişmeliydiniz efendimiz. Gülünç olurum diye mi korkuyorsun Olric? Zarar yok, gülünç olalım. Bir yere varalım da ne olursak olalım.


Oğuz Atay
Tutunamayanlar
Syf. - 580
İletişim Yayınları

Ne yapmalı?





       Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? En basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa, toplu eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli?
       Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için. Topluluğun eylemine engel olabilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek güçte olmadığımı seziyorum. Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim.Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez...


Oğuz Atay
Tutunamayanlar
Syf. -93-94
İletişim Yayınları

17 Haziran 2015 Çarşamba

Aşk'a Dair


Bir sevdalının genç bir omuzda soluğunun kesilişi gibi ağzının tadını bilen bir kişinin en sevdiği yemek karşısında zevkle ağladığına tanık olmadıkça, aşkın yalnızca bedensel bir zevk olarak sınıflandırılmasını kabul edemeyeceğim -yalnızca bedensel bir zevk varsa tabii. Tüm oyunlarımız içinde yalnızca aşk oyunu ruhumuza huzursuzluk verir; yalnızca bu oyunda oyuncu, bedenini çılgınlığa teslim eder. Mantığı bir yana itmek bir ayyaş için olasıdır ama, mantığın yöntemini sürdüren bir âşık, Tanrısını sonuna kadar izleyemez. Hiçbir eylemde perhiz ya da aşırılık yalnızca tek kişiyi ilgilendirmez, aşk dışında; doyuma doğru atılan her adım bizi ötekiyle bir araya getirir; seçimimizin istekleri karşısında köleleşiriz.


Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.-17
Helikopter Yayınları

AŞK!


İnsanlarla aramızdaki ilişkilerin en sıradanı, en yüzeyseli bile isteğimizi perçinlemeye, iştahımızı kabartmaya yeterlidir. Bu temas, ısrarla çoğalıp, sevilen mahlukun etrafını sardıkça, karşımızdaki bedenin her bir zerresi, bir yüzün çizgileri gibi bizi çılgına çeviren anlamlarla yüklendikçe, baş başa kaldığımızda bize sadece rahatsızlık, zevk ya da sıkıntı veren insan bizi bir müzik gibi heyecanlandırıp çözümsüz bir sorun gibi kafamızı kurcalamaya başladıkça, dünyamızın sınırından merkezine doğru yol aldıkça ve en sonunda bize, kendimiz kadar hatta kendimizden daha çok vazgeçilmez gelmeye başlayınca, o inanılmaz ve şaşırtıcı şey gerçekleşmiş olur. Bence bu basit bir ten oyunundan çok, ruhun teni sarması ve fethetmesidir.


Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.-19
Helikopter Yayınları