3 Ekim 2013 Perşembe
Belki de aşk bir yorgunluktu
...Birdenbire gururu silkindi.İçinin bir köşesinde, babasının bir gözü onun bütün ruh hallerini seyrediyordu.Gerçekten seyretseydi, ona belki "deli ol, âşık olma" diyecekti." Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamağa devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok." Ferit için de, şimdi, aşkı aptallığa benzeten şeylerden biri, bütün şahsiyetin yutuluşu ve sevgilinin hayali içinde, zevksiz bir santimantalizme doğru yuvarlanışıdır.Fakat bu hayal, işte Selma'nın gözleri, tuhaf şey, tıpkı deminki gibi, donuk ve canlı, hep öyle misin? Bu sualde bir "değiş" emri gizli. Benim kendisine doğru hamlemden o anımın bütün zaafını sezen bir mahlukun bu fırsattan, benim iç istihalelerimin kumandanı olmaya kadar gidecek derecede faydalanmaya kalkması vakıasını nasıl görmüyorum? Şimdi nasıl yakaladım! Ruhumun inkılâpçısı olmak sevdasına düştü. Ve ben, yok olmaya hazır bütün şahsiyetimle onun gözlerinde erimeyi benzersiz bir haz gibi duyacak kadar kendimden geçtim. Ona bu sualinin hesabını soracağım yerde, gözlerindeki ebediliğin kasidesini ona, müstebitin kendisine okumak arzusuna düştüm. Babam daima haklıdır. Peşimden gelen köpeğin mevcut olmadığını söylediği zaman da, bu dünyada istihzamızdan kurtulmaya lâyık hiçbir şey olmadığını söylediği zaman da, aşkın bir ahmaklık olduğunu söylediği zaman da haklıdır. Öyleyse şunu da söyle baba, ne yapmalıyım? Bir kahkaha atmalısın, oğlum. Bir kahkahanın halletmediği hiçbir mesele yoktur. Gözünü oyarlarken bile bir kahkaha at, acı duymazsın. Gül ve geç. Fakat gülemiyorum, baba. Sen iki kız kaybettin, bütün servetini kaybettin, şimdi neredesin, bilmiyorum. Sağsan, gülebiliyor musun? Daima, daima, Ferit, gülebiliyorum. Nilüfer'i ve seni kaybedersem de güleceğim.Yoksa ben hepinizden evvel kaybolurdum. Az mı üzdünüz ve harap ettiniz beni? Ateşin var oğlum, hastasın, kahkahadan başka ilacın yoktur, sen de gül, Ferit, oğlum, sen de gül.
Fakat Ferit ağlamak istiyordu. Elini başına koydu. Evet, ateşim var. Gözlerini yumdu. Alnında Selma'nın avucunu ve nemli saçlarının arasında onun parmaklarını düşünüyordu. Aşk kadar hastalığa - belki yakın, belki de ruhtaki muadili olduğu için- yakışan ihtiras yoktu. Başını Selma'nın göğsüne koydu. Ve başının orada eridiğini ve Selma'nın teninden içine sızarak ona karıştığını tahayyül etti. Selma'da kaybolmak ve Selma olmak hayalinin tadı, belki de şimdiki yorgunluğunun ancak ölümde dinlenecek kadar fazla olmasının verdiği bir tenasüh özleyişinden başka bir şey değildi. Belki de aşk bir yorgunluktu...
Peyami Safa
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
syf-131-132
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder