9 Mayıs 2015 Cumartesi

"Yarabbim, bu kadar mı yalnızız, bu kadar mı düşüyoruz?"



    Her yaz, dünyanın başka başka yerlerinden kopup, bir şeyleri kopararak, koparmaktan sevinç duyarak gelip, burada buluşan bunca insan... Ev sahipliği edecek olanlara hem şirin görünmek, hem saygı duymamak gibi bir tuhaflığı başarı ile yürüten, görmek istediği kadar - belki ondan da çok- kullanmak, tüketmek, atıp unutmak isteyen bunca insan...
    Denize, anasına döner gibi döner gelirken, bildigi bir kucağın sevecenligini bir daha bulmağa hazırlanırken, öteden beri tanıdığı bir bağışlayıcılığa, arındırıcılığa doğru yola çıkarken, insan, yanına bir şey daha alıyor: Bilmediği ama hep aradığı, aramış durmuş olduğu bir şeyi (bir şeyleri) bulmanın umudunu... Anlamsız kılınacak, kılınmağa hazır bir mutluluğu belki... Hak etmek icin kimsenin pek bir şey yapmayacağı, yapmamış olacağı, piyangodan çıkar gibi gelip onu (başkasını değil, onu) bulacak bir mutluluğu... Yarabbim, bu kadar mı yalnızız, bu kadar mı düşüyoruz?
   Herkes herkese yabancı.Ya da, hemen hemen öyle. Başka yerlerden tanışanlar da biribirini burada bambaşka bir kılıkta görebiliyor.Görmek istiyor, görmeğe çalışıyor; böyle de denebilir belki...Yabancılık katlanıp duruyor bakışlarda.Gelenler buralılara, buralılar gelenlere, gelenler gelenlere, durmadan, tartarak bakıyor. Kimi kimini buluyor. Arada bir. Ötekiler ise... Değişik bir yaşama biçimi yarattık elbirliğiyle. Ama düşlediğimiz bir yaşama biçimini gerçekleştirdiğimiz de söylenebilir, bu durumda. Söylenebileceğine göre de...

Bilge Karasu
Narla İncire Gazel
Syf.-88-89
Metis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder