17 Haziran 2015 Çarşamba
Kitaplarda aranan hakikat!
Ama kitapların en içtenleri bile yalan söyler. Hayatı çepeçevre kavrayacak sözcük ve deyimlerin kısırlığı yüzünden, hayattan acemi olan kitaplarda, gerçeğin zayıf ve düz bir benzeri bulunur. Lucanus gibiler, hayata, yapısında bulunmayan bir ciddiyet, ağırbaşlılık ve meziyetler yüklerler; Petronius benzeri ötekiler, tam karşıtı, hayatı olduğundan daha hafife alarak, ağırlığı olmayan bir evrende oradan buraya kolayca zıplatılan içi boş bir topa benzetirler. Şairler bizi çok fazla hırsı ve hoşluğu olan, güzel, geniş bir evrene sürüklerler ama, bu evren bizimkinden öylesine farklıdır ki yerleşmemiz olanakdışıdır. Gerçeği arı olarak inceleme yanlısı düşünürler ise, hayatı bir yangının ya da havanın maddeyi dönüştürdüğü biçimde dönüştürürler; indirgedikleri küller ya da billurlar arasında bildik bir kişi ya da gerçeğin bir nebzesine rastlayamayız. Geçmişi anlatmak için tarihçilerin önümüze sürdükleri kusursuz düzende, neden ve sonuç dizisi öylesine kesin, öylesine açıktır ki bir gerçeği tümüyle yansıtamazlar; maddenin direnci yokmuşçasına ölüyü yeniden biçimlerler. Plutarkhos'un bile İskender'in niteliklerini kapabileceğine inanmıyorum. Masalcılar ve erotik öykü uyduranlar, ancak sinekler için çekiciliği olan et parçalarını satan kasaplardır. Kitapsız bir dünyada mutlu olamam ama, tümünü kapsamadığı için hakikat kitaplarda bulunamaz.
Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.- 26
Helikopter Yayınları
9 Mayıs 2015 Cumartesi
"Yarabbim, bu kadar mı yalnızız, bu kadar mı düşüyoruz?"
Her yaz, dünyanın başka başka yerlerinden kopup, bir şeyleri kopararak, koparmaktan sevinç duyarak gelip, burada buluşan bunca insan... Ev sahipliği edecek olanlara hem şirin görünmek, hem saygı duymamak gibi bir tuhaflığı başarı ile yürüten, görmek istediği kadar - belki ondan da çok- kullanmak, tüketmek, atıp unutmak isteyen bunca insan...
Denize, anasına döner gibi döner gelirken, bildigi bir kucağın sevecenligini bir daha bulmağa hazırlanırken, öteden beri tanıdığı bir bağışlayıcılığa, arındırıcılığa doğru yola çıkarken, insan, yanına bir şey daha alıyor: Bilmediği ama hep aradığı, aramış durmuş olduğu bir şeyi (bir şeyleri) bulmanın umudunu... Anlamsız kılınacak, kılınmağa hazır bir mutluluğu belki... Hak etmek icin kimsenin pek bir şey yapmayacağı, yapmamış olacağı, piyangodan çıkar gibi gelip onu (başkasını değil, onu) bulacak bir mutluluğu... Yarabbim, bu kadar mı yalnızız, bu kadar mı düşüyoruz?
Herkes herkese yabancı.Ya da, hemen hemen öyle. Başka yerlerden tanışanlar da biribirini burada bambaşka bir kılıkta görebiliyor.Görmek istiyor, görmeğe çalışıyor; böyle de denebilir belki...Yabancılık katlanıp duruyor bakışlarda.Gelenler buralılara, buralılar gelenlere, gelenler gelenlere, durmadan, tartarak bakıyor. Kimi kimini buluyor. Arada bir. Ötekiler ise... Değişik bir yaşama biçimi yarattık elbirliğiyle. Ama düşlediğimiz bir yaşama biçimini gerçekleştirdiğimiz de söylenebilir, bu durumda. Söylenebileceğine göre de...
Bilge Karasu
Narla İncire Gazel
Syf.-88-89
Metis
"Her tümce, yaşamla birlikte biter."
Yaşamayı öğrenmenin pek büyük bir bölüğü, ölümü öğrenmektir aynı zamanda. Ama bunun farkına varmak da uzun süreler geçmesini gerektirir: Başka şeylerin, yaşamla sıkı sıkıya ilişkili şeylerin süreleridir bunlar. Ard arda yaşanmış sevilerin, sevgilerin süreleri; çırpınıp çırpınıp ulaştığımız başarıların, utkuların süreleri; gerçekleştirmeye çabaladığımız düşlerin süreleri..
Hepimize bir kurtuluş, bir özgürlük, gerçekleşecek bir düş gibi görünmüş yazlıklar,yaz ayları, dinlenceler, izinler (adı üstünde!) zamanla bir törene dönüşür, önce sıkıcı, sonra yorucu, sonra...
Her tümce, yaşamla birlikte biter.
Bilge Karasu
Narla İncire Gazel
Syf. - 63-64
Metis
13 Nisan 2015 Pazartesi
Reis Bey
-Kalblerinizi değiştirin! Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz.
-Kalb değişir miymiş istenince?
-Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalb... Ateşini bulsun; hemen değişir.(*)
-Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum.Bizse,umacı korkusuyla yorgan altına kaçan çocuk gibi, nefsimizin beton çatısını tepemize çekmiş,yaşamayı öldürüyoruz! Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz;ruhundan uzağız! Halbuki ne güzel isim koymuşlar ona: Rahmet. (**)
İnsan, sahip olduğu nimeti, tam elinden çıkarken anlıyor.Nemiz varsa her ân gittiğini ve yeniden geldiğini farzedip ona göre davranamaz mıyız? İflasımızı anlar, ağlamaktan başka çare bulamazdık.(***)
Necip Fazıl Kısakürek
Reis Bey
syf.- (76*)(138**), (145***)
Büyük Doğu Yayınları
27 Mart 2015 Cuma
Kadere ve Gönlüme Dair
İşte ben hep böyle bildiğin gibi:
Kaderi öpüp başıma komuşum,
Gülüşüm, oturuşum, konuşuşum,
Belli efendim, besbelli
Yaşamaktan soğumuşum.
Yaz yağmurları misali yıllarca
Yağmış durmuşum kendi içime.
Zaten dünya öyle dünya ki kim kime
Herkes kendi derdinde anca,
Herkesin yüreği lime lime...
Halbuki hayatı sevmem gerekirdi.
Acımayı, sevmeyi oldukça bilirim
Zamanla bir iş tutmayı da öğrendi ellerim,
Hem hayatıma bir de Havva kızı girdi,
Ama gel gör ki bu kaderim...
İşte ben böyle bildiğin gibi,
N'apalım bizi bir kez mimlemiş kader
Her zaman böyle, yağmur bulutundan beter.
İşte böyle hilâfsız, gözümün elifi
Her zaman bir romantik portreye benzer...
Ben zaten bu dünyada tek başınayım, hey...
Bir sevdalı gönül bütün varım
Eğer o da olmasa ne yaparım,
Kimbilir hey
Ne yaparım...
Turgut Uyar
Büyük Saat
Syf. 62
Yapı Kredi Yayınları
Çığlık
Yankısı boşlukta kalmış bir içli çığlık
Elektrik direğine tebeşirle yazmışlar:
Seni Seviyorum
Direnip durdu günlerce
Zamanların bulutundan süzülen
Hüzün yağmurlarına
Tuhaftır silinmedi.
Kimdir, hangi çalkantıda
Salmıştır çığlığını yolların ucuna?
Almış mıdır bir yazıda donup kalmış titreşimi
Yüreğinin ocağına o gönül üzüncü?
Sevmek derinimizde gülü solmuş bir zaman
Geçtik her seferinde aynı soruyla
Düğümlenmiş bir duyguyu çözüp bağlayarak:
“Sevdiğine yanıt vermedikten sonra
Başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?” *
Şükrü Erbaş
Bütün Şiirleri 1
Syf. 156
KırmızıKedi
*Albert Camus
"Hiçbir rüya da, sadece rüya değildir."
Sonunda -karısının yanına uzanmış yatan- Fridolin ona doğru eğildi ve içlerinde güneşin doğduğu görülen iri, açık renk gözlerinin olduğu durgun çehresiyle, şüphe ve aynı zamanda ümitle sordu: "Ne yapacağız, Albertine?"
Karısı gülümsedi ve kısa bir tereddütten sonra cevap verdi: "Sanırım, rüya olsun gerçek olsun tüm bu yaşadıklarımızı ucuz atlattığımız için kadere müteşekkir olacağız."
"Bundan kesin olarak emin misin?" diye sordu.
"Bir gecenin gerçekliğinin, hatta bütün bir insan ömrünün gerçekliğinin bile, onun en derin hakikati demek olmadığını sezecek kadar eminim."
Fridolin sessizce iç geçirerek, "Hiçbir rüya da," dedi, "sadece rüya değildir."
Karısı Fridolin'in kafasını ellerine alıp içtenlikle göğsüne gömdü. "Artık herhalde uyandık," dedi, "uzun bir süre için."
Fridolin ebediyen,diye ekleyecekti ama daha bunu telaffuz edemeden karısı, bir parmağını onun dudaklarına koyup sanki kendi kendine söyler gibi fısıldadı: "Asla geleceği sormayalım."
Arthur Schnitzler
Rüya
Syf.100-101
Alakarga Yayıncılık
Karısı gülümsedi ve kısa bir tereddütten sonra cevap verdi: "Sanırım, rüya olsun gerçek olsun tüm bu yaşadıklarımızı ucuz atlattığımız için kadere müteşekkir olacağız."
"Bundan kesin olarak emin misin?" diye sordu.
"Bir gecenin gerçekliğinin, hatta bütün bir insan ömrünün gerçekliğinin bile, onun en derin hakikati demek olmadığını sezecek kadar eminim."
Fridolin sessizce iç geçirerek, "Hiçbir rüya da," dedi, "sadece rüya değildir."
Karısı Fridolin'in kafasını ellerine alıp içtenlikle göğsüne gömdü. "Artık herhalde uyandık," dedi, "uzun bir süre için."
Fridolin ebediyen,diye ekleyecekti ama daha bunu telaffuz edemeden karısı, bir parmağını onun dudaklarına koyup sanki kendi kendine söyler gibi fısıldadı: "Asla geleceği sormayalım."
Arthur Schnitzler
Rüya
Syf.100-101
Alakarga Yayıncılık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





