7 Ekim 2015 Çarşamba
"Her insan tabiata benzer"
Her insanın hüviyetinde iki benlik vardır. Her insan ikiyüzlüdür. Hodbin, hasbidir, ister ve verir; doğru ve yalan söyler; aldanır ve aldatır; zulüm yapar ve merhamet eder; kendini ve etrafını düşünür, infiradi ve içtimaidir; her insan iyi ve fenadır. Her insan tabiata benzer: Güneş ve bulut, yağmur ve hararet, gül ve diken, bülbül ve baykuş, fırtına ve sükun, gülistan ve bataklık, iniş ve yokuş, tepe ve yayla, kuzu ve kurt, boğa ve karınca, namütenahi tezatlar ondadır. İnsanın topraktan yaratıldığı doğru tesbit: Biz tabiata çok benziyoruz. Ruhlarımız, tabiatın ruhu gibi iki büyük tezatla örülür: iyi ve fena, güzel ve çirkin, doğru ve eğri.
Peyami Safa
Mahşer
Syf.-261
Ötüken Neşriyat
29 Eylül 2015 Salı
Hız ve Yavaşlık
Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. (*)
Hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Bu denklemden değişik doğal sonuçlar çıkartabiliriz, örneğin şu: Çağımız hız iblisine teslim ediyor kendini ve bu nedenle kendisini kolayca unutuyor. Oysa bu savı tersine çevirip şöyle söylemeyi yeğliyorum: Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bıkmıştır; kendinden tiksinmektedir; belleğin küçük titrek alevini söndürmek istemektedir.(**)
Milan Kundera
Yavaşlık
Syf.- 36(*), 102(**)
Can Yayınları
23 Eylül 2015 Çarşamba
Hiç yorulmadan mı ölellim?
Biraz aklınız karışacak galiba efendimiz. Bilmem ki. Karışsın Olric. Bugüne kadar boş bir kâğıt gibi temiz kaldı. İyi koruduk uzun süre. Biraz da zorlansın. Saflığını kaybetsin biraz. Aklımız, maceradan korkmasın biraz. Ne demek biraz? Hiç korkmasın. Hiç yorulmadan mı ölelim istiyorsun? Sonra, Oblomov gibi erken ölürüz. İyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum. Uğraştı da beceremedi desinler. Biraz heyecanlanıyorum; bilmediğim, görmediğim hayallerin baskısını hissediyorum efendimiz. Sizin için korkuyorum. Belki, çok önceden hazırlığa girişmeliydiniz efendimiz. Gülünç olurum diye mi korkuyorsun Olric? Zarar yok, gülünç olalım. Bir yere varalım da ne olursak olalım.
Oğuz Atay
Tutunamayanlar
Syf. - 580
İletişim Yayınları
Ne yapmalı?
Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için. Topluluğun eylemine engel olabilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek güçte olmadığımı seziyorum. Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim.Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez...
Oğuz Atay
Tutunamayanlar
Syf. -93-94
İletişim Yayınları
17 Haziran 2015 Çarşamba
Aşk'a Dair
Bir sevdalının genç bir omuzda soluğunun kesilişi gibi ağzının tadını bilen bir kişinin en sevdiği yemek karşısında zevkle ağladığına tanık olmadıkça, aşkın yalnızca bedensel bir zevk olarak sınıflandırılmasını kabul edemeyeceğim -yalnızca bedensel bir zevk varsa tabii. Tüm oyunlarımız içinde yalnızca aşk oyunu ruhumuza huzursuzluk verir; yalnızca bu oyunda oyuncu, bedenini çılgınlığa teslim eder. Mantığı bir yana itmek bir ayyaş için olasıdır ama, mantığın yöntemini sürdüren bir âşık, Tanrısını sonuna kadar izleyemez. Hiçbir eylemde perhiz ya da aşırılık yalnızca tek kişiyi ilgilendirmez, aşk dışında; doyuma doğru atılan her adım bizi ötekiyle bir araya getirir; seçimimizin istekleri karşısında köleleşiriz.
Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.-17
Helikopter Yayınları
AŞK!
İnsanlarla aramızdaki ilişkilerin en sıradanı, en yüzeyseli bile isteğimizi perçinlemeye, iştahımızı kabartmaya yeterlidir. Bu temas, ısrarla çoğalıp, sevilen mahlukun etrafını sardıkça, karşımızdaki bedenin her bir zerresi, bir yüzün çizgileri gibi bizi çılgına çeviren anlamlarla yüklendikçe, baş başa kaldığımızda bize sadece rahatsızlık, zevk ya da sıkıntı veren insan bizi bir müzik gibi heyecanlandırıp çözümsüz bir sorun gibi kafamızı kurcalamaya başladıkça, dünyamızın sınırından merkezine doğru yol aldıkça ve en sonunda bize, kendimiz kadar hatta kendimizden daha çok vazgeçilmez gelmeye başlayınca, o inanılmaz ve şaşırtıcı şey gerçekleşmiş olur. Bence bu basit bir ten oyunundan çok, ruhun teni sarması ve fethetmesidir.
Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.-19
Helikopter Yayınları
Kitaplarda aranan hakikat!
Ama kitapların en içtenleri bile yalan söyler. Hayatı çepeçevre kavrayacak sözcük ve deyimlerin kısırlığı yüzünden, hayattan acemi olan kitaplarda, gerçeğin zayıf ve düz bir benzeri bulunur. Lucanus gibiler, hayata, yapısında bulunmayan bir ciddiyet, ağırbaşlılık ve meziyetler yüklerler; Petronius benzeri ötekiler, tam karşıtı, hayatı olduğundan daha hafife alarak, ağırlığı olmayan bir evrende oradan buraya kolayca zıplatılan içi boş bir topa benzetirler. Şairler bizi çok fazla hırsı ve hoşluğu olan, güzel, geniş bir evrene sürüklerler ama, bu evren bizimkinden öylesine farklıdır ki yerleşmemiz olanakdışıdır. Gerçeği arı olarak inceleme yanlısı düşünürler ise, hayatı bir yangının ya da havanın maddeyi dönüştürdüğü biçimde dönüştürürler; indirgedikleri küller ya da billurlar arasında bildik bir kişi ya da gerçeğin bir nebzesine rastlayamayız. Geçmişi anlatmak için tarihçilerin önümüze sürdükleri kusursuz düzende, neden ve sonuç dizisi öylesine kesin, öylesine açıktır ki bir gerçeği tümüyle yansıtamazlar; maddenin direnci yokmuşçasına ölüyü yeniden biçimlerler. Plutarkhos'un bile İskender'in niteliklerini kapabileceğine inanmıyorum. Masalcılar ve erotik öykü uyduranlar, ancak sinekler için çekiciliği olan et parçalarını satan kasaplardır. Kitapsız bir dünyada mutlu olamam ama, tümünü kapsamadığı için hakikat kitaplarda bulunamaz.
Marguerite Yourcenar
Hadrianus'un Anıları
Syf.- 26
Helikopter Yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






