9 Mayıs 2014 Cuma

Fyodor Dostoyevski

                                   
                                                                                
                                                                                                                       Kasım 11


İlk olarak 1821 yılında Moskova'da doğdu. 
1849 yılının sonlarında bir kez daha St Petersbug'da doğdu.
Dostoyevski sekiz aydan beri tutukluydu ve kurşuna dizilmeyi bekliyordu. İlk başlarda aman hiçbir şey olmasın diye arzuluyordu. Bir süre sonra ne olacaksa olması gereken zamanda olsun demeye başladı. En sonundaysa ne olacaksa bir an önce olsun deme noktasına geldi, zira beklemek ölümden daha beterdi.
O ve diğer mahkumlar zincirlerini Neva Nehri kıyısındaki Semenovsk Meydanı'na kadar sürükledikleri sabaha kadar böyle hissettiler.
Ve ilk komutla birlikte nişancılar kurbanlarının gözlerini bağladılar.
İkinci komutta, silahların dolduruluşunun klik-klak sesi duyuldu.
Üçüncü komutta, Nişan Al, yakarışlar, iniltiler ve bir hıçkırık işitildi ve ardından sessizlik.
Ve sessizlik.
Ve daha uzun sesizlik, ta ki asla bitmeyecekmiş gibi gelen bu sessizlikte, bütün Rusların çarının  yüce bir hareketle onları affettiği haberi duyulana kadar.


Eduardo Galeano
Ve Günler Yürümeye Başladı
Syf- 351 
Sel Yayıncılık                              

14 Nisan 2014 Pazartesi

Nazan Bekiroğlu'nun duası







   Rabbim! Derin kederler, güceniklikler, sitemler, küskünlükler, kırgınlıklar, cürümlerim kadar büyük acılar içinde geliyorum. Baştanbaşa hatayım ben de. İyi de benim içindir kötü de. Şeytan da benim dilimden konuşur melek de. Habil de benim kabil de.İsyanım yoktur Sen şahitsin, hâşâ, ama küstahlığımı, gafletimi, heveslerimi affet. Kapından çevirme geri. Silme kayıtlarından, beni de hesaplarına dâhil et. Bana da "Kulumi" de, beni de defterine kaydet.
Bana da nasip et. Gidecek yerim yok. Benim de yolumu açık et.



Nazan Bekiroğlu
Mimoza Sürgünü
Syf-215
Timaş Yayınları

12 Mart 2014 Çarşamba

"Hak geçmesin"



Eyüp'te, kalabalığın su gibi aktığı bir caddede gördüm onu. Eski zamanlardan günümüze sarkmış gibiydi. Ne kıyafetleri bizimkine benziyordu, ne de bakışları. Duvarın dibine bir kilim sermiş, kilimin bir ucuna oturmuş, önüne de on demet kadar gül koymuştu. En az seksen yaşında.Sanırsınız, kilimin üzerine ürkek bir kuş konmuş...
     Bu ilginç görüntüsüne rağmen, inanın, kimsenin dikkatini çekmiyordu. Onun  yerinde filanca kredi kartını tanıtan manken olsaydı eğer, gözlerinde bozukluk olanların bile dikkatini çekerdi. Önce uzun uzun onu seyrettim, sonra önündeki güllere eğilip baktım. Belli ki gülleri toplayalı çok olmuş. Sararmış, solmuş, boyunlarını bükmüşler. Demek ki pek alan yok.
Bu solgun görüntülerine rağmen, plastiğe benzeyen ve ağzına kadar hormon doldurulan güllerden daha iyi görünüyorlar. Ve mis gibi kokuyorlar. Gülleri koklayınca, evde yapılan reçeller aklıma geldi.
  "Nine, güllerin demeti ne kadar" diye sordum." "Beş yüz" dedi. Bir demet gül alıp iki milyon verdim. "Bu para çok oldu" deyip zorla bir demet gül daha verdi. Ve gülü verirken de ekledi: "Hak geçmesin."
Ah benim güzel ninem...
Çok yaşa emi...


İbrahim Tenekeci
Uçuş Denemeleri
Syf.6-7
Profil Yayıncılık
Karakalem: Elif Yıldız

9 Mart 2014 Pazar

Haydar Ergülen - İç Nefes





o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin

o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
ben eski kalmıştım, senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

düşü geçtik, kendine bakabilirsin

o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

kimi geçtik, kimseye sorabilirsin



26 Şubat 2014 Çarşamba

'Aşk'ın Doğasına Dair!





Bana gelip, "Seni seviyorum" demesini isterdim. Ama bu gerçekleşmeyecek kadar çılgınca bir hayalse... Eğer öyleyse başka ne bekleyebilirdim ki? Ne istediğimi nasıl bilebilirdim? Çaresiz ve umutsuzdum; bildiğim tek şey vardı: Ömrüm boyunca onun yanı başında olmak, saçtığı ışıkla aydınlanmak istiyordum. Başka bir şey bildiğim yoktu.Onu bırakıp da nasıl giderdim?


F.M.Dostoyevski 
Kumarbaz
syf-111
Sis Yayıncılık

Din yardım eder,teori acımasızlığı öğretir!


Diyelim ki radikal bir Müslüman kaldırımda yatan alkol komasında bir adamı hastaneye götürmeyebilir.Çünkü radikal bir Müslüman'ın bütün derdi meyhaneleri kapatmaktır.Yerde yatan adamın günah işlemekle bu sona vardığı fikrindedir.O yüzden teori acımasızlığı öğretir ama din yardım eder,diyoruz.O Müslüman eğer teoriye değil de, dine itibar etseydi orada yatan bir sarhoş değil, ölmekte olan bir adam görürdü.


İsmet Özel 
Kalın Türk
syf-36-37
Şule Yayınları

16 Şubat 2014 Pazar

Bir doğru yarat ve Kendin ol!



Yıllar boyunca herkesin ahlakına göre yaşamayı istedim. Kendimi herkes gibi yaşamaya, herkese benzemeye zorladım. Kendimi ayrı düşmüş hissettiğim zaman bile, bütünleşmek için öyle davranmak gerektiğini söyledim. Ama bütün bunların sonunda felaket geldi. Şimdi kalıntılar arasında dolaşıyorum., kuralsızım, tereddütler içindeyim, yalnızım ve bunu kabullenerek, tek oluşuma ve kusurlarıma boyun eğdim. Tüm yaşamımı bir nevi yalan içinde yaşadıktan sonra - bir doğru yaratmak zorundayım.


Albert Camus
Defterler 3
Syf.-262
İthaki Yayınları